Söyleşi: Sevsen el-Ebtah (Beyrut)
Mehmet Hakkı Suçin: Dâd dili artık okullarımızda resmî olarak öğretiliyor
Türkiye’nin Arap dünyasına yeni siyasi açılımına, gün yüzüne çıkan pek çok kültürel adım eşlik ediyor. Bunların belki de en önemlisi, Türkiye Millî Eğitim Bakanlığının geçen yıl aldığı, Arapçanın ilk ve ortaöğretimde seçmeli olarak öğretilmesi kararı. Türkiye’nin Avrupa ölçütlerine göre hazırladığı –ki bu dilimize ilk kez uygulanan bir şeydir– yeni Arapça öğretim programlarının komisyon başkanı ve hâlen Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya çeviri projesinin sorumlusu Dr. Mehmet Hakkı Suçin, bu söyleşide Türkiye’de Arapçanın geleceğinden ve Araplarla Türkler arasındaki kültürel ilişkileri güçlendirmeye yönelik güncel projelerden söz ediyor.
Türk okullarında Arapça öğretimi için yeni programlar hazırlamakla görevli bir komisyonun başındasınız. Neden şimdi? Hangi aşamaları geride bıraktınız?
Altı yıl önce Dünya Bankası finansmanıyla Millî Eğitim Bakanlığı, aralarında İngilizce, Fransızca ve Almanca gibi yabancı dil programlarının da bulunduğu Türkiye’deki öğretim programlarını Avrupa ölçütlerine göre yenileme kararı aldı. Yaklaşık bir yıl önce de benim, iki akademisyen ve imam hatip okullarından birkaç Arapça öğretmeninden oluşan komisyonumuzdan, Arapçanın yabancılara öğretimi için yeni bir program hazırlamamız istendi. Her aşama için öğretim hedefleri belirledik; öğrencinin bir sonraki aşamaya geçebilmesi için konuşma, okuma ve yazma becerileri kazanması gerekiyor.
Programlarınızda nasıl bir yöntem izlediniz?
Bilindiği gibi Arapça öğretiminde en yaygın yöntem dil bilgisi ve çeviri yöntemidir; bu da en ilkel ve en geleneksel yöntemlerden biridir. Biz Avrupa dillerinin öğretiminde izlenen modern iletişimsel yöntemi benimsedik ve Arapçaya uyguladık. Bu, İngilizce öğretiminde British Council’in, Almanca öğretiminde Goethe Enstitüsü’nün izlediği yöntemdir; bu yaklaşım dünyada ilk kez Arapçaya uygulanıyor.
Türkiye Millî Eğitim Bakanlığı 2011’de, Arapçanın ilk ve ortaöğretim okullarında, aralarında İspanyolca, İtalyanca ve Çincenin de bulunduğu öteki yabancı diller gibi seçmeli ya da zorunlu yabancı dil olarak okutulmasına karar verdi. Bu karar, Türkiye’nin Arap ve İslam dünyasına yeni açılımıyla birlikte geliyor. Üstelik Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelişinden bu yana Türkiye’nin attığı tek kültürel adım da değil: Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya bir çeviri projesi var; Beyrut, Kahire ve örneğin Balkanlar’daki Müslüman ülkelerde Türkçe öğretim merkezleri açılıyor; Kuzey Lübnan’daki Osmanlı mirası yapıların restorasyon projelerine katılıp finansman sağlıyor; bunlara Arap öğrencileri çekmek için üniversitelerini çeşitli etkinliklerle tanıtması, Türk sanatlarını tanıtmak için müzik ve sanat toplulukları göndermesi de ekleniyor. Arap dünyasıyla köprüleri yeniden kurmaya yönelik Türk kültürel projeleri neler, amaçları ne ve Türkler karşılığında Arap halklarından ne bekliyor? Bunları bize Gazi Üniversitesi’nde Arapça hocası, Arap dili ve medeniyeti üzerine eserlerin yazarı, yeni Arapça programlarını hazırlama komisyonunun sorumlusu ve bir yıl önce çalışmalarına başlanan Türkçe-Arapça çeviri projesinin koordinatörü Dr. Mehmet Hakkı Suçin anlatıyor. İşte Kuveyt’te düzenlenen 11. el-Arabî Dergisi Buluşması’nın kenarında gerçekleştirilen söyleşinin metni.
Belki de Arapların da yararlanabileceği temeller attınız?
Doğru… Arap, fasih Arapçayı bazen sanki konuşma dilinden farklı ikinci bir dilmiş gibi öğreniyor; bu yüzden hazırladığımız program bizzat Araplara da yardımcı olabilir. Avrupalılar da kendi ülkelerinde Arapça öğretmek için ondan yararlanabilir. İki ölçüt arasında seçim yapmamız gerekiyordu: Ya Amerikan ya da Avrupa ölçütlerini izleyecektik; Avrupa ile bilinen bağımızdan dolayı ikincisini seçtik. Düşünün ki yeni uygulamalar ortaya koyduk ve pek çok kişi programlarımızdan yararlanabilir. Öğrencilerin öğreneceği şey, gündelik kullanımdan uzak kuru bir dil değil, hayatın içinden bir dil olacak.
Okullarınızda ana dil Türkçe; öğrenci ikinci dil olarak zorunlu olarak İngilizce ya da Fransızca arasında seçim yapıyor; Arapça ise bir dizi dil arasından üçüncü dil olarak seçmeli geliyor. Sizce ona ilgi makul düzeyde olacak mı?
Pek çok Türkte Arapça öğrenmek için büyük bir istek var; Arapça öğrenmeye yönelenlerin sayısının az olmayacağını düşünüyorum. Bunun pek çok nedeni var.
Nedir bu nedenler?
Karar hükûmetin kararı ve stratejik nedenlerle alındı. İnsanlar açısından ise Arapça öğrenmek dinî nedenlerle, aralarında Kur’an okuma isteğinin de bulunduğu nedenlerle geliyor. Genellikle alfabeyi öğrenmeye başlayanlar yolun sonunu getirir; ilkokulda Arapçayı seçen, ortaöğretimde de yeniden onu seçecektir.
Ticari güdüleri de unutmamak gerekiyor: Aile, çocuklarının Arap dünyasında çalışmasını ya da komşu ülkelerle ticareti kolaylaştırmak ve para kazanmak için onlara Arapça öğretmeyi düşünebilir. Buna ek olarak Türkiye için önemli olan ve göz ardı edilemeyecek turizm boyutu da var.
Bugün Türkiye’de hangi yabancı diller öğretiliyor?
Okulların yüzde 90’ı dördüncü sınıftan itibaren İngilizceyi zorunlu yabancı dil olarak öğretiyor; ancak öğretim yöntemleri zayıf, bu yüzden öğrenciler mezun olduklarında İngilizceyi iyi konuşamıyor, yazarken de bazı hatalar yapıyorlar. Bu ve başka nedenlerle programların yeniden ele alınması gerekti.
Arapça ise üniversitede bu alanda uzmanlaşmak isteyenlere ve sayısı yaklaşık 493’ü bulan, yaklaşık 235 bin kız ve erkek öğrencinin okuduğu imam hatip okullarında okutuluyor. Ayrıca Türkçede yaklaşık beş bin Arapça kelime var. Yeni programlarla birlikte Arapça öğrenmek, isteyen öğrenciler için ilkokuldan itibaren mümkün hâle geliyor; ortaöğretimde de Arapça öğrenmeyi sürdürebilecekler. Kanuna göre bir lise isterse Arapçayı zorunlu yabancı dil olarak da seçebilir.
Arapçadan Türkçeye çeviri hareketi ne durumda? Biz Arapçada Türk şair ve romancılarının çevrilmiş kitaplarını okuyoruz; Türkler büyük Arap edebiyatçılarını tanıyor mu?
Ne yazık ki Türk edebiyatçılar Arap edebiyatını İngilizce ve Fransızca üzerinden takip ediyor. Türkçeye çevrilmiş Arap edebiyatı çok az. Necip Mahfuz Arapçadan çok kötü çevrildi; İngilizceden yeniden çevrildiğinde daha iyi oldu. Halil Cibran, Tevfik el-Hakim ve Adonis gibi Arap yazarlardan aracı diller üzerinden yapılmış çeviriler var; ancak ben Adonis’in bazı şiirlerini Arapçadan yeniden çevirdim. Ama bu sorunun çözülmesi gerekiyor; Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya çeviriyle ilgilenecek TEDA projesi sayesinde Türkler Arap edebiyatını özgün metinden doğrudan çevirilerle daha iyi tanıyacaklar.
Bu proje Türkçe ile Arapça arasındaki çevirilere mi özgü?
TEDA beş yıldır süren bir proje; amacı Türk edebiyatını İngilizce, Almanca ve Fransızcaya aktarmak ve atölyeler düzenlemek. Arapça yaklaşık bir yıl önce eklendi ve ben bu projenin Arapça koordinatörüyüm. Proje başlangıçta Arapçayı kapsamadığı hâlde yaklaşık 100 Türk edebiyat kitabının Arapçaya çevrildiğini de söylemek isterim.
Peki şimdi Arap tarafıyla pratikte nasıl çalışılıyor?
Projenin iki ayağı var: çeviri ve atölyeler. Kitap çevirtmek isteyen kurum ya da yayınevlerinden gelen öneriler onaylanıp finanse ediliyor. Öte yandan İstanbul’da on gün süren atölyeler düzenleniyor; bunlarda çevrilecek metinler üzerinde birlikte çalışılıyor. Her yıl bir konu seçiyoruz; bu yıl kısa öyküyü seçtik. Atölyeden aylar önce altı çevirmene üzerinde çalışmaları için metinler gönderiyoruz; İstanbul’daki atölyede bir araya geldiğimizde Arap tarafından ve Türk tarafından birer koordinatör oluyor ve çeviriler değerlendiriliyor.
Şu anda Mısır’daki Millî Çeviri Merkezi ile işbirliği yapıyoruz ve Arap Düşünce Vakfı ile işbirliği kurmaya çalışıyoruz. Ortaklarımızı çeşitlendirmek istiyoruz: Birleşik Arap Emirlikleri’nde Kelime projesi var; örneğin Fas’ta da bir kurum olmalı ki Arap bölgesini kapsamış olalım.
Adalet ve Kalkınma Partisi Arap ülkeleriyle kültürel köprüler kurmak için bir strateji çizdi. Arap devrimleri, özellikle de Suriye’deki, bu projeyi ne ölçüde aksatacak?
Suriye’deki devrim iletişim için ağır bir darbe oldu; çünkü Suriye, pek çok Arap ülkesine giden zorunlu kara yolumuz. Ancak kayıplar Suriye ile sınırlı kalabilir. Muhtemelen geçici bir dönem olacak ve aşılacak.
Araplarla Türkler arasında gergin diye nitelenebilecek kültürel ve medeniyet temelli bir tutum vardı; şimdi yönelimler değişti. Bu Arap-Türk yakınlaşması Türklerdeki bir isteğe mi karşılık geliyor, yoksa yukarıdan gelen bir karar mı?
Adalet ve Kalkınma Partisi’nden önce Türkiye’nin yönelimi Avrupa’ydı; yaşanan değişimle birlikte dış politika çok yönlü hâle geldi. Avrupa yönelimini Türklerin çok büyük çoğunluğu destekliyor, ama onunla birlikte İslami yönelimi de destekliyorlar. Bu iki yönelim birbirini besliyor. Avrupa Birliği’nde bölgeyi temsil eden Avrupalı ve güçlü bir Türkiye bütün bölgeye fayda sağlayacaktır.
Türk halkının Araplarla kültürel ilişkilerini güçlendirmekle ne kadar ilgili olduğunu düşünüyorsunuz?
Türk halkı doğası gereği dindar; İslami geleneklerine bağlı bir halk. Şu anda dış politikada gördüğünüz eğilim halkın beklentileriyle uyumlu.
Dil düzeyinde Arapça, öteki bütün Müslüman halklar gibi Türklerin gözünde de halk arasında bir kutsiyete sahip; Arap edebiyatını çeviri yoluyla tanıtmanın büyük bir karşılık bulacağını düşünüyorum.
Koordinasyon kurmaya çalıştığınız Arap kurumlarından projelerinize ne düzeyde karşılık geliyor?
Biz şimdi program hazırlama ve Arapça öğretimi adımıyla başladık; sorulması gereken soru, Arap ülkelerinin Türkçe öğretimi için benzer bir adımla karşılık verip vermeyeceği. Beyrut’ta Türkçe öğretimi için Yunus Emre merkezini kurduk; Kahire’de, Bosna-Hersek’te ve Makedonya’da da benzeri var; Avrupa ülkelerinde de başka merkezler açılacak. Arap halkları da aramızdaki iletişimi güçlendirmek için bu merkezlerden yararlanabilir. Beyrut’ta ilgi çok büyük; Suriye’deki Türk kültür merkezi 700 öğrenci kabul ediyordu; Ankara ve İstanbul’daki Türkçe öğretim merkezlerimize de çok sayıda Arap geliyor.
Araplar ile Türkler arasında büyük bir tarihsel özlem olduğunu düşünüyorum. İki taraf bir süre ayrı kaldı ve şimdi yeniden buluşuyor. Türkiye’nin rolüne dair keskin tartışmalar ve Araplardan duyduğumuz büyük sitemler, iki taraf arasındaki sevgiden kaynaklanıyor.
Ama kültürden söz ettiğimizde edebiyat tek başına yeterli değil, değil mi?
Elbette kültürden söz ettiğimizde, halkları birbirine yaklaştırabilecek folklor da dâhil olmak üzere her türlü sanatı ve ifade biçimini kapsamalıyız. Türk halkının zengin bir folkloru var, Arap ülkelerinin de öyle; toplumları birbirine tanıtmak ve halk düzeyinde bağları güçlendirmek için bu alanda çalışmak gerekiyor. İki taraf arasındaki ilişkilerde esas olan şu: Buzlar kırıldı ve çark dönmeye başladı.
Kaynak: Sevsen el-Ebtah, «Türkiye türünün ilk örneği olan Arapça öğretim programları hazırladı», eş-Şarku’l-Evsat, sayı 12178, 1 Nisan 2012. Bu site için Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir.