Natalie Shooter · Fotoğraflar: Fatma Gültekin
Ankara’da yaşayanların pek çoğu gibi Mehmet Hakkı ve Elçin Sevgi Suçin de Ankara’ya Türkiye’nin taşrasındaki kasabalardan gelmiş. Ülkenin iki ayrı ucunda büyüyen çift –Sevgi batıda Denizli’de, Mehmet ise Doğu Anadolu’nun en ucunda Tuzluca’da– ortada, merkezde tanışmış. Sevgi, “Ankara’da Türkiye’nin dört bir yanından gelen insanların yolları kesişir,” diyor.
İkonik Tunalı Hilmi Caddesi’nden ayrılan sakin bir yan sokakta, 20. yüzyıl ortasından kalma soluk mavi bir Ankara apartmanında, Arapça-Türkçe edebiyat çevirmeni ve profesör Mehmet Hakkı Suçin ile şair Elçin Sevgi Suçin oturma odalarındaki kanepede oturmuş, son okudukları Türk yazarların kitaplarını konuşuyorlar. Mehmet, “Son zamanlarda Burhan Sönmez okuyorum. Onu çok yakın zamanda keşfettim. Bu coğrafyayı anlatıyor; kültüre yakın dururken son derece evrensel bir yaklaşımı var,” diyor.
Sevgi de ekliyor: “Edebiyat ortamı şu sıralar yeni yazarlarla gerçekten çok zengin. Geçen yıl Türkiye’de genç yazarların kaleminden pek çok roman yayımlandı. Ben son zamanlarda Türk şiirindeki İkinci Yeni hareketine hayranım.”
Tam zamanlı işlerinin yanı sıra –Sevgi, Avrupa Birliği Eğitim ve Gençlik Programları Merkezi’nde proje uzmanı; Mehmet ise Gazi Üniversitesi’nde Arap edebiyatı ve çeviri dersleri veriyor– çift edebiyat ortamının tam içinde. Sevgi’nin iki şiir kitabı yayımlandı: Büyüklere Şiirler Büyüleyen Hayatlar ve Aşktan ve Savaştan Başka Nedir ki Hatırlanan. Türk edebiyat dergilerine düzenli olarak şiir, öykü ve deneme yazıyor. Mehmet, Uluslararası Eskişehir Şiir Festivali ve Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali gibi festivallerde Arap edebiyatı danışmanlığı yapıyor. 2014 yılında Uluslararası Arap Romanı Ödülü’nün (IPAF) jürisinde de yer aldı.
Mehmet, Arap edebiyatını neredeyse tek başına Türk edebiyat ortamına taşıdı; Türkçe konuşan okurların başka türlü ulaşamayacağı ya da ancak aracı bir dil üzerinden çevrilmiş olarak okuyabileceği onlarca Arap edebiyatı klasiğini ve yeni yazını Türkçeye kazandırdı. 1998’de Mısırlı yazar Yahya Hakkı’nın Umm Haşim’in Lambası adlı eserini çevirmesinden bu yana Arap kurmacası ve şiirinin geniş alanında çevirileriyle yol alıyor. Yayımlanan çevirileri arasında Suriyeli yazar Adonis’ten üç kitap, Mural ve Atı Neden Yalnız Bıraktın da dahil olmak üzere Mahmud Derviş’ten dört kitap, Halil Cibran’ın Ermiş’i ve 2006’da Türkiye Yazarlar Birliği Çeviri Ödülü’nü kazanan Nizar Kabbani’nin Aşkın Kitabı bulunuyor.
Ankara’nın edebiyat ortamıyla ilk temaslarınız nelerdi?
Mehmet: Ankara Üniversitesi’nde Arap dili ve edebiyatı okurken bütün edebiyat festivallerine gitmeye başladım. Bu festivallere Türkiye’nin her yerinden şairler ve yazarlar geliyordu. Bu, beni Türk edebiyatına çok bağladı. Öğrenciyken kitap alacak paramız yoktu; ben ve bir grup arkadaşım Dost Kitabevi’nde çok vakit geçirirdik. Birkaç günde bir gidip bir kitabın bir kısmını okurdum; birkaç ziyarette koca koca novellaları, şiir kitaplarını bitirdim.
Sevgi, şiir yazmaya nasıl başladınız?
Sevgi: Evlendikten birkaç yıl sonra ilk öykülerimi ve şiirlerimi Mehmet için yazdım. Kızımız Zeynep doğunca masallar yazmaya başladım ve 1999’da Zeynep’in Rüyası ile TÖMER Masal Ödülü’nde mansiyon aldım. İnternet hayatımıza girdikten sonra edebiyat sitelerini ve blogları keşfettim; gündelik hayatın küçük ayrıntılarını yazdığım bir blog açtım. Bu da beni yeniden şiir yazmaya yöneltti. Victor Hugo üzerine kısa bir şiir yazdım ve sonuçtan oldukça memnun kaldım; böylece hayranlık duyduğum yazarlar üzerine şiirler yazmayı sürdürdüm. Üç ay sonra büyük şairlere adadığım ilk kitabım Büyüklere Şiirler Büyüleyen Hayatlar’ı hazırladım. Kitapta Edgar Allan Poe, Nâzım Hikmet, Charles Bukowski, Dante gibi şairlerin hayatları üzerine yazılar ve onlara yazdığım şiirler var.
Mehmet: Sevgi’nin kitabında Adonis için yazılmış bir şiir var; onu ben Arapçaya çevirdim. Adonis şiiri okudu ve özel kütüphanesinde arşivledi.
Çeviriye başladığınızda Arap edebiyatı Türkiye’de yeterince temsil ediliyor muydu?
Mehmet: Necip Mahfuz 1988’de Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandıktan sonra Türk yayıncılar Arap edebiyatı çevirilerine büyük ilgi göstermeye başladı. Yeterince Arapça-Türkçe çevirmen olmadığı için kitapları ikinci bir dilden, İngilizce, Fransızca ya da Almanca çeviriler üzerinden çevirdiler. Bu, özellikle şiir için bir felakettir; çünkü şiiri doğrudan kaynak dilden çevirirken bile pek çok kayıp yaşanır. O dönemde Türk yayıncılar yalnızca İngilizce baskılarda başarı kazanmış kitaplar konusunda risk alıyordu; ama pek çok çeviriden sonra işler değişiyor.
Çevireceğiniz bir sonraki metni nasıl seçiyorsunuz? Ortadoğu ve Kuzey Afrika edebiyatının henüz güçlü bir çeviriyle Türk okuruna ulaşmamış klasiklerine mi, yoksa yeni yazarları tanıtmaya mı odaklanıyorsunuz?
Mehmet: İlk yıllarımda tanınmış yazarların –Yusuf İdris, Yahya Hakkı, Necip Mahfuz, Tayyib Salih– öykü türündeki modern klasiklerini çevirmeye odaklandım. Şiir pek çevrilmemişti; yalnızca Muallakat gibi birkaç klasik vardı. Ama ortalıkta pek çok kötü çeviri vardı. Arap şiirinin Türkiye’deki bu olumsuz imajını düzeltmek benim için kişisel bir misyon hâline geldi. En önemli isimlerden bazılarının –Mahmud Derviş, Adonis, Nizar Kabbani ve Muhammed Bennis– eserlerini seçtim. İlk çevirilerimizden bazıları Türk yayıncıların ilgisini çekti; bu da Arap şiirine bir ilgi oluşmasına yardımcı oldu.
Türk edebiyat dergileri için daha az tanınan yazarların öykü ve şiirlerini çeviriyor, yeni yazına odaklanıyorum. Yasakmeyve dergisindeki son çevirim on genç Suriyeli şairin şiirleriydi. Sulasa eş-Şi’r (Şiir Salıları) adında bir grupları var; Ölü Ozanlar Derneği gibi her salı Şam’da bir mekânda buluşuyorlar.
Başladığınızda belki de Arap edebiyatının tek Arapça-Türkçe çevirmeniydiniz. Şimdi yeni bir kuşak var mı?
Mehmet: Evet, artık yalnız değilim. Yıllardır üniversitede Arapça çeviri dersleri veriyor, Arapçadan Türkçeye ve Türkçeden Arapçaya çeviri atölyeleri yapıyorum. Son dört yılda bir çevirmen havuzu oluşturmayı başardık. Türk ve Arap edebiyatına odaklanan Balkon adında bir edebiyat dergisi çıkarmaya yeni başladık. Yeni metinleri çevirmenler arasında paylaştırıyor, ardından çalışmalarının editörlüğünü yapıyorum; yani derginin eğitici bir rolü de var.
Edebiyat dergileri Türkiye’de yeni edebiyat için hâlâ en önemli platformlardan biri mi?
Mehmet: Evet, hem yerleşik isimler hem de genç yazarlar için çok önemliler. Yeni yazarların birbirini tanıması ve eserlerini duyurması için bir yol. Yeni yazarlar için kitap yayımlamak hiçbir zaman kolay değildir; ama bir edebiyat dergisinde metin yayımlamak yeni edebiyat ortamı için ulaşılabilir bir şey.
Sevgi: Geçen ay Karaköy Mono edebiyat dergisinde genç Amerikalı şair Matthew Zapruder’in şiiri üzerine yazdım. Şiirini keşfettim, eserlerini araştırdım ve Türk şiir okurları onu tanısın diye bazı şiirlerini Türkçeye çevirdim. Türkiye’de çoğu zaman yalnızca kendi coğrafyamızı ve kendi akımlarımızı biliyoruz; oysa başka ülkelerin şairleri üzerine okumak yeni yöntemlere ve konulara kapı açıyor. Edebiyat dergileri, çeviriler ve şiir üzerine görüşlerimizi paylaşmak için çok önemli araçlar. Gelişmemize yardımcı oluyorlar.
Mehmet, “Birbirimizin çalışmalarının iyi okurlarıyız,” diyor. “Ben şiirleri çeviriyorum, Sevgi onların editörlüğünü yapıyor; böylece birlikte çok güçlü metinler ortaya çıkarıyoruz.”
Kaynak: Natalie Shooter, «Mehmet Hakkı and Elçin Sevgi Suçin: The Turkish couple’s love affair with Arab literature», Brownbook, Sayı 67 (Ankara Sayısı), 2018, s. 44–53 (özgün sayfalar ↗). Bu site için İngilizceden Türkçeye çevrilmiştir.