Abdu Vazin
Özet: El-Mutenebbi’den bir seçki ilk kez Türkçeye çevrildi. Çeviriyi, eski ve yeni Arap şiirine, özellikle de “insanları meşgul eden ve dünyayı dolduran” şaire duyduğu tutkuyla bilinen araştırmacı ve akademisyen müsta’rib Mehmet Hakkı Suçin yaptı. Seçkinin adı İnsanın Şarkısı; “Atlar, gece ve çöl” şairinin tanındığı vicdani şiirden, methiye, hiciv ve mersiye kasidelerinden uzak beyitler ve parçalar içeriyor.
Türk şarkiyatçı Mehmet Hakkı Suçin’in, Arapçaya en iyi hâkim olan Arabistlerden biri olduğuna kuşku yok. Arapçayı yalnızca okuma ve yazmada iyi bilmekle kalmıyor, nahvi ve sarfı da derinlemesine kavramış durumda. Şarkiyatçıların çoğu Arapçayı bir şarkiyat dili olarak okuyup iyi bilse de bu dilin kendisiyle pek nadiren yazdılar. Oysa Suçin Arapçayı, onu iyi bilen anadili Arapça olanlar gibi yazıyor ve Dâd dilinde çok sayıda araştırması ve makalesi var. Belki de bu, onu Arap şiirinin eski şaheserlerine el atmaya herkesten daha yetkin kılıyor. On Muallakayı ve aralarında İbn Tufeyl, İbn Hazm, Ebu Nuvas, Ebu Temmam ve Ebu’l-Alâ’nın da bulunduğu eski Arap şairlerinin kasidelerini çevirdi. Bunlara Cibran Halil Cibran, Adonis, Yusuf el-Hal, Mahmud Derviş, Nizar Kabbani, Muhammed Bennis, Necib Mahfuz, Gassan Kenefani gibi çağdaş şair ve yazarları da ekleyebiliriz.
Suçin Arapça eğitimini Ankara Üniversitesi’nde aldı ve lisans derecesini bitirdi. İlk akademik çalışması Cibran Halil Cibran üzerineydi, bu da onu Cibran’ın üç kitabını, İsyankâr Ruhlar, Gözyaşı ve Tebessüm ve Fırtınalar’ı çevirmeye yöneltti. Bunlar ilk çevirileri arasındaydı. Bu çevirilerden yola çıkarak Cibran’ı Arapçadan çeviride ilk öğretmeni olarak kabul etti. Ardından akademik çalışmalarını sürdürerek Arap dili ve edebiyatında doktora derecesini aldı ve kendini bu alanın akademik öğretimine adadı.
Arapçadan Türkçeye çevirilerinin yanı sıra Suçin, Türkçeden Arapçaya da birçok şiir aktardı. Özellikle tasavvufi Türk şiirinden, mutasavvıf şair Yunus Emre (13. yüzyıl) ve şair ve sufi Ahmet Yesevi’den (12. yüzyıl) şiirler çevirdi. Ayrıca modern Türk şiirinin bütün renklerini temsil eden bir seçki oluşturacak biçimde yetmiş kadar şairden şiir çevirdi ve bu seçkiyi yakında yayımlamaya hazırlıyor. Seçkinin modern Türk şiir manzarasını kapsaması için şiirleri, kendisi de şair olan eşiyle birlikte seçmek için emek verdi.
El-Mutenebbi Arap şiirselliğini tamamlıyor
Suçin, eski Arap şiirinin Türkçeye çevirisinin, okumaya başladığı ve üzerine eğildiği andan beri tutkun olduğu ve eski ve yeni Arap şiirselliğinin temel direklerinden biri saydığı el-Mutenebbi çevrilmeden tamamlanamayacağını düşünüyordu. Suçin, Türkçeye çevrilmemiş olan el-Mutenebbi’nin geçmişte Osmanlı döneminin ünlü “Divan” ekoluna mensup bazı şairlerce bilindiğini ve Nef’i ve Baki gibi Osmanlı şairlerinde iz bıraktığını belirtiyor. O dönemin şiir seçkinleri Türkçe, Farsça ve Arapça olmak üzere üç dili iyi bilirdi. Bunların bazıları bu üç dilde de kasideler yazdı. Osmanlı Türkçesinde bu üç dil iç içe geçmişti ve o zamanlar Arap şiirini çevirmeye gerek yoktu.
Suçin sonunda el-Mutenebbi’yi modern Türkçeye çevirme hayalini gerçekleştirdi. el-Mutenebbi çevirisi alanında ilk çeviri sayılıyor. Çevirmen, Divan’ın tamamından seçtiği 145 metni bir araya getiriyor. Bunlar tek beyitten iki beyte ve birkaç beyte kadar uzanıyor. Bundan dolayı belki de onlara şiirsel “parçalar” demek yanlış olmaz. Suçin bu şiirleri Everest Yayınları’ndan Türkçe ve Arapça olarak yakın zamanda çıkan tek bir kitapta topladı.
Üç engel
El-Mutenebbi’yi çevirmek kolay bir iş değil; bunu zaten onu başka dillere çevirenler de kabul etmiştir. Birinci engel belki de belagat, fesahat, beyan ve Ebu’l-Ala’nın Mu‘cizu Ahmed (Ahmed’in Mucizesi) deyişinde özetlediği bütün söz güzellikleridir. Bunlar el-Mutenebbi’nin şiirinde bir araya gelerek kendine özgü, eşsiz, klasik ve estetik bir dil dokusu oluşturur. İkinci engel, el-Mutenebbi’nin uzun uzun incelenmiş ritimler, yankılar ve olağanüstü terkiplerle ustalıkla dokuyup döktüğü aruz musikisidir. Üçüncü engel ise çağlar boyunca eleştirmenlere ve okurlara çoğu zaman kapalı kalmış ve çevrelerinde pek çok eleştirel “savaş” verilmiş olan anlamlardır.
Ama el-Mutenebbi’ye vurgun olan Suçin, onu akademik olarak incelemiş, okutmuş ve okutmakta olan bir araştırmacı olarak bu engelleri ya da güçlükleri aşmaya çalışmış. Onu ele alan en önemli kaynaklara başvurmuş ve bunlar arasından el-Vâhidi’nin şerhini, Ebu’l-Alâ el-Maarri’nin Mu‘cizu Ahmed adlı şerhini, Ebu’l-Beka el-Ukburi’nin et-Tibyan fi Şerhi’d-Divan adlı şerhini ve Nasif el-Yazici’nin el-Arfu’t-Tayyib fi Şerhi Divani Ebi’t-Tayyib adlı şerhini esas almış. Bu kaynaklar el-Mutenebbi çevirisi için yeterli, hatta fazlasıyla yeterlidir.
Suçin, Abu Dabi Kitap Fuarı’ndaki görüşmemizde Türk şiirinde ritim meselesine ilişkin bir soruya şöyle cevap veriyor: “Arap şiirini çevirirken içeriği ritim uğruna feda etmemeye çalışıyorum ve şiirsel ritmin kendisini yeniden yaratıyorum. Eski Arap şiirinin çevirisinde şiir metnini Türkçede iç ritim ve akıcı kafiyelerle, kasidenin yapısını yıkacak hiçbir zorlamaya ya da yapmacıklığa düşmeden yeniden yazıyorum. Her zaman klasik bir tadı olan modern bir dil benimsemeye çalışıyorum. Shakespeare’in, Dante’nin ve diğer büyük şairlerin çevirilerinden beklediğimiz de budur. Türk okura el-Mutenebbi’yi aynı anda hem büyük bir Arap şairi hem de büyük bir dünya şairi olarak sunmak istedim. Çeviride beyitler için birbirine yakın hece sayıları kullandım, zorlama olmayan kafiyelerle ve iç ritmi koruyarak.”
Suçin seçki için özgün bir ad seçmiş: İnsanın Şarkısı. Belki de bu adla, el-Mutenebbi’nin yalnızlık ve inziva anlarında, kendi içine kapanıp derin benliğine kulak verdiği anlarda yazdığı vicdani şiirden parçalar seçtiğinin altını çizmek istemiş. Hiciv, methiye, hamaset, övünme ve büyüklenme kasidelerinden uzak… Suçin’e göre vicdani kasideler coğrafyanın sınırlarını aşabilir ve el-Mutenebbi’yi şiiriyle dünyaya seslenen insani bir şair kılar. Suçin’in, söylediğine göre, sunuş yazısında dile getirdiği de belki budur. Onun gözünde el-Mutenebbi’nin şiiri çağlar boyunca insanın şarkısıdır. Ömürler değişir, kişiler ve kasideler de değişir, ama şarkı hep aynı kalır. Suçin’e göre el-Mutenebbi Araplar için, İtalyanlar için Dante Alighieri, İngilizler için William Shakespeare, Almanlar için Goethe ve Fransızlar için Victor Hugo neyse odur.
Muhammed Nureddin’in okuması
Bu çeviriyi okuduktan sonra Türk edebiyatı üzerine çalışan bir araştırmacının görüşünü öğrenmek için, Türk edebiyatı üzerine araştırmaları, aralarında Nâzım Hikmet üzerine önemli akademik incelemesi bulunan Prof. Muhammed Nureddin’e sorular yönelttim. Şunları söyledi: “İnsan bir şiirin bir dilden başka bir dile çevrildiği haberini aldığında, deyim yerindeyse ‘yüreği ağzına gelir’. Çünkü şiir, bütün öteki yaratıcı sanatlardan, ister dış ister iç ritim olsun, ister sözcüklerin karşılıklı ‘çağrışım hareketi’ olsun, ondan ayrılmaması gereken ritimle ayrılır. Bu modern ve çağdaş şiir için geçerli; ya söz konusu olan klasik, ‘zor’ ve bin yıldan eskiye uzanan bir Arap şiiri olursa? Buna rağmen, Prof. Mehmet Hakkı Suçin’in el-Mutenebbi şiirinden yaptığı seçkinin çevirisinden okuduklarım hayal ettiğimin ötesinde ve hayranlık uyandırıcıydı.”
Nureddin şöyle diyor: “El-Mutenebbi bu çeviriyle ‘tanınırsa’, ‘uykusunu’ huzur içinde sürdüreceğini hissettim belki. Çünkü Suçin bir yandan Arapçaya hâkim, öte yandan yüksek bir şiirsel duyarlılığa sahip. Şiir çevirisinde bile mutlak öncelik olan anlam ona boyun eğdiğinde, asıl sürpriz dış ve iç ritmiyle Türkçe bir şiirsellikle yazma biçiminde ortaya çıktı. Şiir metinlerinin pek çok başka çevirisinde eksik olan da belki budur.”
Ve ekliyor: “Dahası, Suçin el-Mutenebbi’ye, klasik ve modern başka Arapça metinlerle uzun bir uğraşın ardından ulaşmış. Suçin el-Mutenebbi çevirisine deneyiminin özünü vermiş. Bu yüzden el-Mutenebbi’nin kendi dilinden bile yabancılaşmasını istememiş. Suçin metni akıcı bir biçimde ‘güncellenmiş’ klasik bir Türk şiir diline uyarlamaya çalışmış ve iki ‘ruhu’ da birleştirmiş: Vezin ve kafiyede geçmişi, modern sözcüklerle de çağdaşlığı. Bu ikisini bağdaştırmanın kolay bir iş olmadığını düşünüyorum. Ama Suçin bunu başardı.”
Çevirinin ve el-Mutenebbi’nin kendisinin Türk okur tarafından nasıl alımlanacağına dair de şunu söylüyor: “Türk okurun tepkisinin olumlu olacağından eminim. Kuşkusuz Türkler, Araplardaki gibi methiye şiirine pek de alışkın değiller; ama bu tür şiir, birkaç yüzyıldan eskiye gitmeyen ve Divan şiiri olarak bilinen klasik kasidelerinde yer alır. Suçin’in yaptığı, özellikle övünme ve hamasetle ilgili saray şiirini azaltmak ve el-Mutenebbi’nin kasidelerinin kişiliğindeki vicdani ve insani boyuta odaklanmaktır.”
Ve ekliyor: “Suçin’in yaptığı işte önemli olan, Türk okuru çoğu çevirmenin âdeti olan çağdaş Arap şiirini tanıma aşamasından klasik Arap şiirini, hatta bu şiirin en seçkin örneklerini —başta el-Mutenebbi’nin kasideleri ve ondan önce İmruulkays— tanıma aşamasına taşıması. Bence burada bir o kadar önemli olan da Suçin’in bu şiiri eski ve yeni dönemin özelliklerini gözeten bir sadakatle ve tam bir şiirsellikle aktarması. Sonrasında kabul ya da ret özgürlüğü Türk okura kalır.”
İlk yayımlandığı yer: Abdu Vazin, «“Atlar, Gece ve Çöl” Şairi İlk Kez Türkçede; Etkisi Bir Zamanlar Osmanlı Şiirine de Ulaşmıştı», Independent Arabia, 12 Mayıs 2024. Bu site için Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir.