Abdulkadir Abdelli
Türk tarihçi İlber Ortaylı, “Kur’an-ı Kerim’in sanatlı nesir ve seci özelliği vardır. Başkaları bu özelliği çeviriye aktarıyor. Türklerin Kur’an çevirisi ise yalnızca bir çeviridir; bilimsel açıdan doğrudur ama Kur’an’daki o tadı ve üslubu yakalayamamıştır, bu amaca yönelik bir istek de yoktur. Oysa bu özellik Almanca çeviride vardır; yani Rückert’in Kur’an-ı Kerim’in Almanca çevirisini okuduğumuzda o tadı hissederiz,” der.
Türk tarihçinin Arapça bilmemesi, belki de Türkçeye çevrilmiş Kur’an’ın “bilimsel açıdan doğru” olduğunu düşünmesine yol açıyor. İnsan da başka türlü düşünemiyor: Aralarında Buhari’nin de bulunduğu pek çok İslam âlimi yetiştirmiş bir milletin, son derece doğru çevrilmiş bir Kur’an’ı nasıl olmaz? Bu yönün ihmal edilmesi, Türk din âlimlerinin genellikle Arapça öğrenmiş ve Kur’an’ı Arapçasından okumuş olmalarına, Türk aydınının da on dokuzuncu yüzyılın ortalarına kadar genellikle Arapça konuşmasına bağlanabilir.
Arap edebiyatı alanındaki pek çok Türk uzman, Kur’an-ı Kerim çevirisindeki bu boşluğu bilir; yalnızca çevirideki sanat zaafına değil, anlam kaymalarına da dair çok sayıda örnek vardır.
Kur’an-ı Kerim çevirisinin içinde bulunduğu durumu anlamak için şu örneği vermek yeterli: 27 Aralık 2013 akşamı İstanbul’un Üsküdar semtindeki bir caminin iki minaresi arasına Türkçede “mahya” denen, ampullerle bir ifadenin yazıldığı levha asıldı. Bu, Ramazan gecelerinde uygulanan bir Osmanlı geleneğiydi ve yazılan ifade çoğunlukla bu mübarek aya hoş geldin anlamı taşırdı.
Ancak bu kez ifadenin altına “Kur’an-ı Kerim” ibaresi eklenmişti. Kısa sürede Avrupa Birliği ayağa kalktı ve hükümet, anlamı “Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları ‘dost’ edinmeyin…” olan levhanın indirilmesini emretti. Ertesi gün çıkan gazeteler, mahyanın asılmasıyla yapılan büyük hatadan ve ayrımcı ifadelerin seçilmemesi gerektiğinden söz etti ama koparılan bu kıyametin çeviriden kaynaklandığına hiç değinmedi.
Ben de Kur’an-ı Kerim’in Türkçe çevirilerine baktım ve hepsinde ifadenin bu şekilde geçtiğini, “evliya” kelimesinin karşılığı olarak “dostlar” kelimesinin seçildiğini gördüm. Böyle bir olay, Türk çevirmen Mehmet Hakkı Suçin’i Kur’an-ı Kerim’in bir bölümünü farklı bir biçimde çevirme macerasına girişmeye iten sebeplerden biri olabilir.
Suçin, Şiir Şiir Ayetler adını verdiği bu çevirinin önsözünde şöyle diyor: “Kitapçılar, bitmek tükenmek bilmeyen yaşam denizinin vefalı dinlenme adalarıdır. Gündelik yaşamın hayhuyu içinde kanat çırpmaktan ne vakit yorulsam, o sihirli kâğıt kokusuyla kendine çağırır beni ve bambaşka dünyalarında kelime kelime ağırlar. Yine böyle bir günün ardından kendiliğinden sürüklendiğim Başkent’in büyük kitapçılarından birinde “din” başlığı altında dini kitapların sergilendiği raflara bakmaktaydım. Yan yana dizilmiş nefis baskılı Kur’an mealleri çekti dikkatimi. Önce birini sonra diğerini derken hepsini tek tek karıştırdım. Kur’an’ın kendine özgü o dinamik ritmi, bu ritmin Türkçede de yakalanıp yakalanamayacağını düşündürttü bana.” (s. 7)
“Çevirdiğim surelerde ilk dikkat çeken özellik, ayetlerin, çoğu zaman kafiyeli hatta zaman zaman vezinli olması, yüksek bir şiirsel “tempo”ya sahip olmasıydı. Diğer bir ifadeyle, çevirdiğim surelerde biçim veya estetik değerler hemen kendini gösteriyordu. Biçim veya estetik değerler derken, çeviride kayba uğrama riskiyle karşı karşıya kalan şiirsel ritim ve müzikaliteyi kastediyorum. Ayetlerde söz konusu biçim, nihayetinde bir içeriği veya mesajı ifade eder. Bu nedenle çevirmen, bir taraftan kaynak metinde yaratılan işitsel estetik değerleri muhafaza etme, diğer taraftan metnin anlamını hedef dile taşımak gibi zor bir işi başarmak zorundadır.” (s. 7-8)
Elbette Suçin bu anlam kaymalarını biliyor ve göz önünde bulunduruyor; onu bu çalışmaya iten şey ise Kur’an’ın sanatsal biçimindeki kaymalar olsa da önsözde şöyle devam ediyor: “Söz konusu estetik değerleri Türkçede yeniden yapılandırmak amacıyla ayetleri kafiyeli çevirme gayreti içine girmedim. Zira bir taraftan hedef metnin içeriği veya anlamı kafiyeye kurban gidebilir, diğer taraftan çağdaş şiirin sesine alışık entelektüel okuyucuyu yorma riski doğabilirdi. Kur’an ayetlerindeki şiirselliği, hedef metinde uyaklarla değil çağdaş şiirin ritim ve iç ses olanaklarının yanı sıra şekil boyutundan da yararlanarak telafi etmeye çalıştım. Böylece çevirmen olarak, anlamı hedef metne taşıma konusunda geniş bir hareket alanına sahip olma imkânı buldum.” (s. 8)
Bu çeviri için paralel bir çeviri denebilir; biçim açısından anlamı mümkün olan en yüksek doğrulukla korumuştur. Çevirmen bununla da yetinmemiş, çevrilen surelerin Arapça metnini de kitaba koymuş ve sonuna, isteyen araştırmacıların iki metin arasında ritim karşılaştırması yapabilmesi için bir okunuş kılavuzu eklemiştir.
Mehmet Hakkı Suçin, Türk kültürü açısından belki de yüzyıllardır gecikmiş bir işe girişmiştir. Kendisine bu projeyi sürdürüp Kur’an-ı Kerim’in tamamını art arda ciltler hâlinde tamamlayıp tamamlamayacağını sorduğumda şöyle dedi: “Ben bir model ortaya koydum. Bu, büyük emek ve sürekli çalışma gerektiren bir iş; başkalarının bu yolu tamamlaması için bir kılavuz ya da teşvik olsun isterim.” Çevirmen şunu da ekliyor:
“Şiir Şiir Ayetler” adını verdiğim Amme Cüzünün çevirisini yapmakla Kur’an-ı Kerim’in ne derece şiirsel olduğunu ortaya koymak değildir amacım. Kur’an ayetlerinin “dinamizmini” bir parça da olsa Türkçeye yansıtmak istedim. Öte yandan Kur’an’da bazı ayetlerde şairler için çizilen olumsuz imajın, dönemin şairlerinin ve şiirinin üstlendiği kötü işlevden kaynaklandığını biliyoruz. Zira, Kur’an’ın nazil olduğu dönemde şairler, ilhamlarını cinlerden ve benzeri gizli güçlerden alan kişiler olarak görülmüştür. O dönemde şiirin işlevi ve yüklendiği anlam bugünkü işlevinden tamamen farklıdır. Arap edebiyatı kaynaklarında bu hususlar detaylıca anlatılmaktadır.” (s. 9)
Kur’an-ı Kerim’deki nesir sanatını sunan bir çeviri, Kur’an metnini Arapça bilmeyenlere, özellikle de Türklere daha çok sevdirebilecek bir ihtiyaçtır belki de. Amme cüzünün çevirisi önemli bir adımdır ve Türk tarihçi İlber Ortaylı’nın da işaret ettiği gibi, Müslüman olmayan Batılı oryantalistlerin fark ettiği ama birkaç yüzyıl İslam dünyasına önderlik etmiş bir milletin fark etmediği, Kur’an-ı Kerim çevirisindeki önemli bir boşluğa dikkat çekmiştir. Belki de bu adım, bu konudaki boşluğu doldurmanın başlangıcı olur.
Kaynak: Abdulkadir Abdelli, «آيات إيقاعية: استلهام فنّيات النثر القرآني», el-Arabi el-Cedid, 14 Şubat 2017. Bu site için Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir.