Muhammed Nureddin
Şiirde çeviriyle yitirilenin şiirin kendisi olduğu yolundaki sözü izleseydik, hiçbir millet en azından şiir alanında başka milletlerin yarattıklarını tanıyamazdı. Ama şiirin çeviride kaybolduğu iddiasını baştan reddedelim. Bu, hiçbir zaman çözüm bulmamış ve bulmayacak bir açmazdır. Dille “oyun”a yaslanan şiir ile özünü “imge”de gören, imge kaybolunca bütünüyle kaybolan şiir arasında, şiir çevirisindeki “ekoller” gidip gelir.
Demek ki çeviri kaçınılmazdır; “kahraman değil, mecbur” deyişindeki gibi bir zorunluluktur. Belki de çevirmene özgürlüğünü bırakmalı, onu belli kurallarla kayıtlamamalıyız. Örneğin ona, Nikola Feyyad’ın büyük Fransız şairi Alphonse de Lamartine’in “Göl” şiirini çevirirken yaptığı gibi kendinden fazla şey katmamasını söylemeyelim; o çeviri, bugünlerde yaygın deyişle “sıfır noktasından” yazılmış gibiydi ve karşımızda asıl gölden geri kalmayan güzellikte başka bir “göl” vardı. Aynı şekilde çevirmene kelimesi kelimesine çevirme de dememeli, biraz biçimsel süsleme yapmadan çevirme de dememeliyiz. Bunların hepsi bitmeyen tartışma konularıdır.
Ama şunu söylemek gerekiyor: Son olarak Türkiye’de Arapçadan Türkçeye çevrilerek yayımlanan şiir eseri eşi görülmemiş bir eser, üstelik sıradan bir eser de değil. Ankara Üniversitesi ve Gazi Üniversitesi’nde Arap dili ve edebiyatı hocası olan Türk araştırmacı Mehmet Hakkı Suçin, çalkantılı, dalgaları birbirine çarpan bir denize dalmaya cesaret etmiş. Hem de herhangi bir denize değil el-Mutenebbi’nin denizine. Hiç kuşkusuz “dalgıç” Mehmet, Hafız İbrahim’in işaret ettiği gibi bu denizin dibine ulaşıp incilerini ve sedeflerini bulmuş.
Modern edebiyatın —şiir, roman ve öykünün— çevirmenleri çoğu zaman, ne kadar “karmaşık” olurlarsa olsunlar çağın diliyle yazılmış, anlaşılır modern metinleri seçerek çeviriyi “kolaya” getirmeye yönelir; okur bazen bu metinlerin şifresini çözmek için biraz çaba harcasa bile.
Ama bir çevirmenin Cahiliye, Emevi ya da Abbasi döneminden bir şiir kalesinin yüksek surlarını “çalmaya” yönelmesi —ki bu çoğu zaman Arap okur için bile anlaşılması güç bir iştir— maceranın ta kendisidir.
Mehmet Hakkı Suçin ne büyük maceraya girişmiş! Bu kesinlikle “hesapsız bir macera” değil. Aksine, hem içerik hem de Türk okuru çekecek biçimde sunuluşu bakımından son derece ince ve hassas hesaplara dayanıyor. Böylece iki güzelliği birden koruyor: İçeriği ve Türkçedeki şiirsel ritmi, biçimsel süslemede aşırıya kaçmadan. Mehmet Hakkı Suçin, kendisiyle yaptığımız görüşmede, klasiğin ve modernin ruhunu birlikte korumak için çevirinin bu yanının altını çiziyor. Böylece el-Mutenebbi’nin şiiri Türk okura ne geçmişin ruhuyla “kaskatı” bir hâlde ne de onu modern şairlerden biri sandıracak kadar tümüyle çağdaş bir dille geliyor.
Mehmet Hakkı Suçin el-Mutenebbi’ye “sıfır noktasından” gelmedi. Tersine, abartısız söylersek, eski ve yeni Arap şiirinden ve şairlerinden muazzam bir külliyatı (Yedi Askı Şiirleri’ni, İbn Tufeyl’i, İbn Hazm’ı, çağdaşlardan Cibran Halil Cibran’ı, Adonis’i, Mahmud Derviş’i, Nizar Kabbani’yi, Muhammed Bennis’i, Necib Mahfuz’u ve Gassan Kenefani’yi) büyük bir ustalıkla üstlendiğinde uzun mesafe koşularını çoktan tamamlamıştı. Türkçeden Arapçaya da iki çeviri deneyimi var: Mutasavvıf şair Yunus Emre (13. yüzyıl) ve Türkistanlı şair ve düşünür Ahmed Yesevi (12. yüzyıl). Suçin çevirileriyle uluslararası ödüller de aldı.
Geçen Kasım ayında Mehmet Hakkı Suçin’in el-Mutenebbi şiirinden seçkisinin çevirisi Everest Yayınları’ndan, kendisinin ve el-Mutenebbi tutkusuyla bilinen Abu Dabi Arap Dili Merkezi Başkanı Dr. Ali bin Temim’in yazdığı sunuşla çıktı. Kapak, sanatçı Kardelen Akçam’ın tasarımı. el-Mutenebbi’nin ortamını, art arda uzanan kum tepelerini ve onları yaran, sırtında el-Mutenebbi’nin kendisi olduğu varsayılan birinin bulunduğu bir atı tasvir ediyor.
Mehmet Hakkı Suçin el-Mutenebbi’yi çeviri için seçmekle isabet etmiş. Çünkü el-Mutenebbi, çağlar boyunca Arap şiirinin en önemli ifadesidir. Eğer bir seçim yapması gerekseydi, seçimi İmruulkays’tan başlar, sonra el-Mutenebbi ve Ahmed Şevki’den geçip Adonis’te biterdi. Suçin’de bu dörtlükte eksik olan yalnızca Ahmed Şevki; o da Adonis’le birlikte, karşıtlıklarında bile, modern ve çağdaş Arap şiirinin iki büyük ifadesidir.
Kitap büyük boy 356 sayfa; çevirmen ona İnsanın Şarkısı adını vermiş. Bununla, “dünyayı dolduran ve insanları meşgul eden” büyük Arap şairinin vicdani boyutunun ve insanın derinlikleriyle ilgili olanın belirdiği beyitlerden ve kasidelerden yaptığı kendine özgü seçimi yansıtıyor. Böylece Mehmet Hakkı Suçin, övünme, büyüklenme ve kudret temalarını yansıtan kasideleri (el-Mutenebbi’nin ünlü hiciv ve methiye atılımlarını) bilerek dışarıda bırakıyor. Ona göre “insani” kasideler milletleri ve coğrafyaları aşar ve el-Mutenebbi’yi gerçek anlamda bir dünya şairi yapar.
Suçin’in kitaptaki seçmeleri tek bir beyitten aynı kasidenin birden çok beytine kadar uzanıyor. Uzun kasidelerin bütünüyle çevirileri ise dışarıda bırakılmış. Başarılı bir karşılaştırma olarak, belki de daha fazla sadakat adına, beyitlerin Arapça metnini (tam harekeli olarak) bir sayfaya, Türkçe çevirisini karşı sayfaya koymuş. Çevrilen metinlerin sayısı 145; her metin, tek bir beyit bile olsa bir sayfa kaplıyor; iki sayfaya yayılan az sayıda uzun metin de var. 39. sayfada, Cibran Halil Cibran’ın hayal ettiği biçimiyle bir el-Mutenebbi çizimi yer alıyor.
Mehmet Hakkı Suçin’in yaptığı şeyin hayranlık uyandırıcı bir iş olduğuna kuşku yok. Çünkü Arapça okurunun bildiği gibi el-Mutenebbi, sıkı örülmüş anlamların ve iç içe geçmiş bir dilin şairidir. Bu dil bin yıldan eskiye uzanan, tam anlamıyla klasik çağlara aittir. Bu yüzden Türk olsun olmasın bir çevirmenin onu Türkçeye çevirmeye girişmesi, her şeyden önce Arapçanın derinlemesine bilinmesini gerektiren bir iştir. Suçin bu meziyetle yetinmeyerek metni, eski çağların “kokusunu” gözeten modern bir Türkçeye çevirerek “iki çağı” bir araya getiriyor. Çevirmen ayrıca Arapça metni el-Mutenebbi’deki “imge-düşünce” özünü gözeten bir Türkçeyle aktarıyor; böylece vezin ve ritim de zorlu bir macerada yer alıyor. Çevirmenle yaptığımız telefon görüşmesinde söylediği gibi, bu macerada eşi, tanınmış şair Elçin Sevgi’nin de etkili bir “eli” olmuş olabilir. Suçin bu macerayı büyük bir başarıyla aşıyor.
İlk yayımlandığı yer: Muhammed Nureddin, «Muhammed Hakkı Suçin fi Buhuri’l-Mutenebbi», el-Ahbar (Beyrut), 16 Nisan 2024. Bu site için Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir.